|
|
|
|
|
KUÅžADASI- KURÅžUNLU HAN-KUÅžADASI KERVANSARAYI - AYDIN
Kervanların güvenliği ve konaklaması için anayol kenarında tesis edilen vakıf yapılarıdır. Kervansaraylar kitabelerinde ve kaynaklarda han, ribât olarak da anılmaktadır. Günümüzde han, şehir içinde konaklama ve ticaret amacıyla inşa edilen yapılar için kullanılan bir kelime olmuştur. Hanlar mal yapımı ve ticaret işlerinin birlikte görüldüğü yerlerdi ve isimlerini de burada üretilen mallardan alıyorlardı. Şehirler arasındaki yollar üzerinde yaptırılan ve kuruluşları bakımından çeşitli ihtiyaçları karşılayacak şekilde olanlara ise kervansaray denilmektedir. Kervanlar burada geçici olarak konaklar, beraberlerinde getirdikleri malları pazarlar ve para işlemlerini yaparlardı. Ribât olarak da anılmaları kervansarayların kaynağını işaret etmektedir. Kervansaray geleneğinin gelişmesi Doğu ile Batı arasındaki ticaret yolunun gelişmesinin getirdiği ihtiyaçtan doğmuştur. Çin’den başlayıp, Akdeniz limanlarında sona eren İpek Yolu yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret güzergahı olmuştur. Bu yol yalnızca ticaret yolu değil ayni zamanda çeşitli kültürlerin ve dinlerin de yayılma yolu olmuştur. Tabiatıyla bu yollar yüzyıllar içinde çeşitli savaşlara şahitlik etmiştir. İpek yolu üzerinde mal taşıyan kervansaraylar, dinlerini yaymak için dolaşan misyonerler, mesleğini başka yerlerde icra etmek isteyen zanaatkarlar, vb. gündüz yaptıkları yolculuklardan sonra gece konaklama ihtiyacında idiler. Bu ihtiyaçları önceleri basit hanlar karşılarken, kervanların yüklerinin öneminden dolayı haydutların baskınlarından korunmak için hanlar yetersiz kalmış ve bugün kervansaray adını verdiğimiz korunmalı ve büyük yapılara ihtiyaç duyulmuştur. Kervansarayların en eski örneği 1019-1020 yıllarına ait Gazneli Sultan Mahmut tarafından Tus-Serahs yolu üzerinde yaptırılmış olan ribât-ı Mahi’dir. Kervansaray 71X 72 m boyutlarındadır. Orta Asya ve İran’daki Türk devletlerinde 11. yy dan itibaren kervansaraylar yapımı hızlanmış ve çoğalmışlardır. Anadolu, Selçuklu hâkimiyetine girmesinin ardından XII. yüzyılın sonlarında milletlerarası ticaretin merkezi olmuştur. Ekonomi politikalarını ve fetihlerini milletlerarası ticaretin konumuna göre düzenleyen Selçuklu sultanları Anadolu’nun bir ucundan diğer ucuna, ana ticaret yollarından ara yollara kadar her alanda kervansaray yaptırmışlardır. Sultanlar ve devlet adamları tarafından inşa ettirilen bu vakıf yapılarında yolcular üç gün boyunca kervansaray kurucusunun misafiri sayılır ve ücret alınmazdı.
Selçuklu kervansaraylarında sefer sırasında ordunun konakladığı, yabancı hükümdarların ağırlandığı ve bu yapıların gerektiğinde hapishane ve sığınak olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Selçuklu kervansarayları, kesme taş kaplı ve destek kuleleriyle güçlendirilmiş yüksek duvarlarıyla bir kaleyi andırmaktadır. Bu yapılar, kervanların güvenliği kadar kervanlarla yolculuk yapan kişilerin her türlü ihtiyacını karşılayacak şekilde düzenlenmiştir. Barınma ve yemek imkânlarının yanı sıra hamam, mescit, eczahane ve gerektiğinde hekim, fakir yolculara bedava ayakkabı, hayvanlar için yem, nalbant, veteriner, araba tamiri gibi hizmetler sunulmuştur ve böylece Kervansaraylarda kalan kervanlar ve kişiler her türlü hizmetten ücret ödemeden yararlanırlardı. Anadolu Selçuklu kervansaraylarının çoğu, çevresinde çeşitli mekânların yer aldığı açık bir avlu ve bu avluya bakan hol bölümünden oluşmaktadır. Hol bölümü yolculara ve hayvanlarına ayrılmıştır. Pâye sıralarıyla neflere ayrılan, ortadaki dikey eksenin belirgin olduğu üç, beş ya da yedi nefli hol tonozlarla örtülmüş ve çok defa orta nefin merkezi küçük bir kubbe ile yükseltilmiştir. Avlunun iki yanında açık ve kapalı mekânlar, mescit, hamam gibi özel bölümler vardır.[2] Osmanlı döneminde genellikle yerleşim merkezlerinin ticaretle ilgili bölümlerinde ya da külliyelerin içinde kervansaraylara rastlanmaktadır. Osmanlı devlet politikası, menzilleri iskân etmek ve ıssız bölgeleri geliştirmek için menzil külliyelerinin yapımına önem vermiştir. Bu sebeple menzil külliyeleri içindeki menzil kervansaraylarının ayrı bir yeri vardır. Osmanlı devri kervansaraylarının çoğu işlev olarak açık bir avlu ve kapalı bölümlerden oluşmaktadır. Kare ya da dikdörtgen biçiminde ve revaklı olan bu avlunun çevresindeki mekânlar çoğunlukla iki katlı olarak inşa edilmiştir. Yolcuların kaldığı bölümde peykeler ve ocaklar bulunmakta, avlunun çevresinde ahırlar, depolar, yönetim birimleri vb. yer almaktadır. Diyarbakır’da Deliller Hanı da denilen Hüsrev Paşa Kervansarayı (934/1527-28), İzmir Çeşme’deki kervansaray (934/1527-28), Edirne Rüstem Paşa Kervansarayı (XVI. yüzyıl ortası), Diyarbakır’da Hasan Paşa Hanı (982/1574-75), Manisa’da Kurşunlu Han (1001/1592-93), Erzurum’da Rüstem Paşa kervansarayı (1560’tan önce), Kuşadası’nda Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı (1021/1612), Tokat’ta Taşhan (1626-1632), Safranbolu’da Cinci Hanı (XVII. yüzyıl ortası) gibi yapılar, bu plan şemasının çok çeşitli mimari tasarımlarda uygulandığını göstermektedir. Osmanlı mimarisinde Selçuklu kervansaraylarından farklı olarak kale görünümünden uzaklaşılmış, yapının dışarıyla bağlantısı artmıştır. Kervansaray olarak tasarlanan, cephesinde dükkânların yer aldığı kervansaraylar Osmanlı devrine hastır. Kapalı çarşısı olmayan kentlerde genellikle kervansaray da adı verilen hanlar [3] olurdu. Bu binaların kent dışında işlek yollar üzerinde olanları tüccarlar için güvenli geceleme bölgeleri idi. Sefer sırasında ise bu yerler askerlerin yerleştirildiği kışlalar olarak kullanılırdı. Kuşadası’ndaki Kurşunlu han bu amaçla yapılmıştır.
KAYNAK: KUŞADASI KÜLTÜREL MİRASI
FOTOÄžRAFLAR: EROL ÅžAÅžMAZ |
| KUÅžADASI- KURÅžUNLU HAN-KUÅžADASI KERVANSARAYI - AYDIN FotoÄŸraf Galerisi
|  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  | |
|